20 Kasım 2010 Cumartesi
Jolly Joker Balans'tan MFÖ Geçti
Dün gece Mazhar Fuat Özkan Jolly Joker Balans'ta konser verdi. İlk üç sarkı yavaş başladılar. Repertuar biraz Mazhar Alanson'un film müzikleri ve solo albümündeki şarkılara kaymış. Ama Ele Güne Karşı, Mazeretim Var Asabiyim Ben gibi klasikleşmiş Mfö şarkılarına dönünce ortamı ısıttılar. Mazhar Alanson'la Fuat Güner'in hafiften oturaklı tavrının aksine Özkan Uğur konser boyunca yerinde durmadı kendi coştuğu gibi izleyenleri de coşturdu özellikle de kendi bestesi Olduramadım'ı söylerken. Adamı izleyip sahnedeki enerjisine hayran olmamak elde değil. Ali Desidero -ki bence en güzel şarkılarıdır- çaldıklarında mekan sallandı. Yaşını başını almış Mfö'de şarkının sonunda kolkola girip zıp zıp zıpladı. Şarkıların çoğuna izleyenler eşlik etti ve neredeyse tüm konser boyunca herkesin eli havadaydı. Uzun lafın kısası dün gece Balans'ı dolduranlar Mfö'yle felekten bir gece çaldılar.
MFÖ - Ali Desidero
arkadaşları ali derler ali oturur bizim kahvede
yakmış abayı bir dilbere nefaset bişi fidan boylu
bizim ali pişpirik oynar mfö dinler maç seyreder
dedim ki abayı yakmış kıza bundan haberi yok kızın ama
aliiii ali desidero
kız cok güzel latif şirin hem kitap kurdu hem bir ahu
venüs mü desem afrodit mi eli yüzü düzgün bir içim su
elbetteki feminist bir kız metafiziğe de inanmakta
bir kusuru var yalnız kızın biraz entel takılmakta
optimis hem de pesimis biraz idealizmi de savunmakta
ali desidero aliii ali desidero
teoride desen zehir gibi pratik dersen sallamakta
bazen ben humanistim diyor bazen rasyonalist oluyor
değişik bir psikoloji bir felsefe idiotloji---idiot idiot idiotloji
bizim ali kahveden aynen kız oradan gelip gecirken
gözüne kestirip kafasına takıyor
bu benim diyor dokunanı yakarım
ne yapmalı ne etmeli bir oyunbazlık bir şeytanlık
kıza dalavere mi cevirmeli bu beraberlik nasıl olacak
ikisi de ayrı telden calıyor
centilmence mi yaklaşmalı familyasıyla mı tanışmalı bir bilene mi danışmalı
bu kız sanki bir buzdolabı
aliii ali desidero
ali kahvede oturup duruyor kızın gecmesini bekliyor
hatun kişi görününce köşeden mfö başlıyor aynen kasetten
alii ali desidero
matmazel mfö yü duyar duymaz bir an kendinden geciyor
ha bayıldı bayılacak derken ali kızın elinden tutuyor
ali kız bir klark çekiyor kahvedikiler ınının diyor
ınının ınının ınının ınınının ınının ınınııınııın
aliii ali desidero
kız pardon diyor başım döndü mfö yakar gönlümü
rica ederim gelebilir her genc kızın başına yardım edeyim size istersiniz
evinize götüreyim icabında
"ay nasıl oluur" "ben sizi hiç tanımıyorum ama
hem konu komşu ne der sonra merci giderim tek başıma hahah"
"olur mu ne önemi var" diyor oğlan
"yürüyelim işte ne çıkar bundan
hem sizinle de tanışmışız oluruz
hem konuşuruz şurdan burdan"
"ne kibar cocuk" diyor kız içinden "hem samimi hem vefalı yani
bir imtihan cekeyim şuna diyor serseri mi yoksa bir dahi mi"
"diyor felsefeyi sever misiniz" ali diyor "biz hep dönerciyiz"
"luther" diyor kız ,"machiavelli"
"şampiyon biziz "diyor ali "attığımız gollerden belli".
aliii ali desidero
kız anlıyor ki dünyalar ayrı ali'ye kibarca bir "bye bye"
ali diyor "hay hayyy"
gözü parlıyor aniden kızın,"şeytan tüyü var bu hınzırın"
ali anlıyor ki doğru yolda "hazırım" diyor buluşmaya
kız diyor ki "bu işler narin bugün olmaz ali belki yarıııınn"...
ali desidero aliiii ali desidero.
5 Kasım 2010 Cuma
Flört
Kim Bunlar - Atabarı şarkısını çoğu insan gibi siz de hatırlarsınız. İşte o Kim Bunlar daha sonra değişime uğradı ve Flört haline geldi. Cemiyette Pişiyoruz ve Yalnızlık Mevsimi gibi daha çok meraklılarının bildiği içinde harika şarkıların olduğu iki albüme imza attılar. Ve 2010 yazında Flört'ü vokal ve bas gitarda Ozan Kotra, gitarda Çağatay Kehribar, davulda Timsah (Hakan Çağlar)'dan oluşan son halinde Sevmez Olaydım şarkılarıyla televizyonda tekrar gördük. Şarkı beni ilk anda etkisi altına aldı ve ''Demli'' albümünü baştan sona dinler oldum. Gerçekten 10 şarkısı da birbirinden güzel içinde eskilerin esintilerini barındıran nefis bir albüm yapmışlar. Albümün ilk konserini önceki gece Ghetto'da verdiler sayelerinde 2 saat müzik ziyafeti çektik. Konser sonrası kuliste imza dağıttılar ve tüm samimiyetleriyle hayranlarıyla sohbet ettiler.
İkinci kliplerini Eski Dostum şarkısına çektiler ve konserde ilk kez gösterimi yapıldı yakında televizyonlarda izleriz ama şimdilik ilk klibi Sevmez Olaydım'ı referans olarak verelim: http://www.youtube.com/watch?v=3seUchujrWQ
Flört'ün Demli albümünü mutlaka dinleyin.
25 Ekim 2010 Pazartesi
İnsanoğlu Guus Misali
Kayserispor-Beşiktaş maçını izlerken tribünde Guus Hiddink-Oğuz Çetin ikilisini gördüm. Aynı ikili haftasonu Trabzon-Gençlerbirliği maçında da tribündeydi. Almanya ve Azerbaycan maçındaki futbol hezimetlerinden sonra sanırım federasyon Türkiye'deki maçları izlememesi eleştirilen Hiddink'e artık maçlara git demiş. İnsanoğlu kuş misali demek ki isteyince bir orada bir burada maçlar izlenebiliyormuş. İyi güzel ama federasyon bu yolu testi kırılmadan önce gösterseydi keşke. Fatih Terim dönemindeki oyuncu rezervinin dışına çıkmayan Hiddink sezon başından beri zahmet edip şu maçları canlı izleseydi de yeni oyuncuları milli takıma monte etseydi. Anadolu takımlarından oyuncuların adı geçince nedense hepsinin kendi takımında her maç 90 dakika oynaması isteniyor istikrar adı altında. Oysa mevcut kadroda takımında oynamayı geçtik sakat olduğu halde milli takıma çağırılanlar bile var. Yeni oyunculara kapılar açılmalı. Sadece Trabzonspor'da bile bir Egemen, Serkan Balcı, Umut Bulut 3 büyüklerde olsa çoktan milli takıma alınmıştı. Bu klişeleri yıkamayacaksa Hiddink'e verilen dünya para boşa gidiyor çünkü 3 büyüklerden karma takım yapmak çok zor bir şey değil.
Fenerbahçe:0 - Galatasaray:0
Maçtan önce genel kanı Fenerbahçe'nin maçı kazanacağı yönündeydi ama derbilerin favorisi olmaz klişesi bir kez daha kendini gösterdi. Maçın tahminlerin aksine hem alt hem de berabere bitmesi en çok iddaanın işine gelmiştir heralde. Bütün hafta medya rüzgarını arkasına almak Fenerbahçe'yi korkulduğu gibi rehavete sokmuş, iddaada bile kazanmasına çok düşük şans tanınan Galatasaray ise hırslanmış. Dolayısıyla maçın başlamasıyla Fenerbahçe'nin tutuk Galatasaray ise beklenenden çok daha dirençli olduğunu gördük. Fenerbahçe'de vasatın üzerine çıkan oyuncu olmadı. En iyi oyuncunun Yobo olduğunun altını çizmek gerek. Arkasına hiç adam kaçırmadı ve yerinde müdahaleler yaptı. Galatasaray'da ise Pino geldiğinden beri en iyi futbolunu oynadı ve takımının en iyisi oldu. Baros'un yokluğunda forvet eksikliğini kapattı. Fenerbahçe'de Dia-Alex-Stoch-Niang'lı hücum hattınını Galatasaray orta sahada basarak ve top aldırmayarak durdurdu. Stoch ve Niang ikinci yarı biraz hareketlense de Dia tüm maç yokları oynadı. Aykut Kocaman zaten idman eksiği olan Alex'in yerine Semih'le başlasa ilerde daha çok top tutabilirlerdi. Hagi ise Hakan Balta yerine İnsua'yı koyup sol kanadı daha aktif kullanabilirdi. Galatasaray'da Cana-Sarp-Ayhan'lı orta saha rakibe iyi bastı ve oyun bozdu. Orta sahadaki topları genelde bu üçlü kazandı Dia ve Stoch'tan destek göremeyen Mehmet Topuz ve Emre'ye üstünlük sağladılar.
Galatasaray'da Hagi çok yeni gelmesine karşın önce yenilmemeyi düşünerek akıllı bir sistemle oynadı ve oyuncu değişiklikleriyle orta sahayı diri tuttu. Aykut Kocaman ise etki gösteremeyen hücum hattında değişikliğe çok geç giderek saha avantajını kullanamadı.
Galatasaray'ın da son yıllarda derbilerde üstünlük kuran Fenerbahçe'nin de şampiyon olamamalarındaki en büyük etken diğer takımlarla yaptıkları maçlarda kaybettikleri sürpriz puanlar. Bu yüzden derbinin berabere bitmesi Galatasaray'ı Kadıköy'de yıllar sonra galip gelmeye ilk kez bu kadar yaklaşıp da kazanamadığı için Fenerbahçe'yi ise 10 yıllık galibiyet serisini devam ettiremediği için memnun etmese de aslında iki taraf için de büyük bir kayıp sayılmaz.
22 Ekim 2010 Cuma
Beşiktaş:1 - Porto:3
Sakatlıklarla boğuşan Beşiktaş Porto'ya evinde 3-1 yenildi. İlk golü hediye eden Hakan Arıkan'ı milli takıma bile çağırıyoruz ama bu adam topu tutamıyor. 3 Sezon önce Ankaraspor-Galatasaray maçında kurtardığı penaltı gereğinden fazla dikkat çekti ve Beşiktaş'a transferinde fazlasıyla yanıltıcı oldu diye düşünüyorum. Tabii burda elinde Rüştü ve Cenk varken, Hakan'a forma veren Schuster'e de bir selam etmek lazım.
Yıllardır Avrupa arenasında bu görünüşte hiç de havalı olmayan ancak takım oyununu iyi oynayan Porto ve benzeri takımlar karşısında maalesef çaresiz kalıyoruz.
İkinci gol Zapotocny'nin büyük hatasından meydana geldi ki Ertuğrul Sağlam zamanında Avrupa'daki vasat görüntüsünü hatırlattı. Bu bir kez daha gösterdi ki büyük takımın stoperleri çok iyi olmalı. Beşiktaş'ın bu sezon en büyük sıkıntısı stoperde olacak.
Tribünlerdeki halkımız Hulk'ı çok alkışladı. Attığı iki gol de çok şıktı ve gerçekten de alkışı haketti. Özellikle 3.golde İbrahim Toroman'ı perişan edip sol üst köşeye çok klas bir vuruş yaptı.
Beşiktaş'ın golünde Tabata'nın ara pası çok güzeldi. Bobo bildiğimiz Bobo yakaladı mı atıyor daha gelişinden golü atacağı belliydi. Ama keşke bunları maçın 90. dakikasında değil de başlarında yapabilselerdi.
Unutmadan Necip Uysal takır takır top oynuyor yarın kaçak oynayan Aurelio iyileşince formayı ona ikram edip Necip'i kulübede köreltirlerse hem Beşiktaş hem de Türk futbolu kaybeder.
Derbide Öncelik Bayanların
Herkesin aklı pazar günkü Fenerbahçe-Galatasaray derbisindeyken dün derbi heyecanını bayan basketbol takımları bize önceden yaşattı. 18.Cumhurbaşkanlığı kupasında Fenebahçe, Galatasaray Medical Park'ı 75-58 yendi ve kupayı 7.kez müzesine götürdü. Maçın tatsız tarafı tribünlerde çıkan olaylar sebebiyle maçın sürekli durmasıydı.
Rijkaard Dışarı Hagi İçeri
İyi futbolcudan iyi hoca olmaz derler. Rijkaard bu sözü doğruladı ve 1.5 yıllık Galatasaray serüveninde Ali Sami Yen'den Seyrantepe'ye geçemeden kovuldu. Aslında Rijkaard'la Galatasaray'ın baştan beri kimyası hiç uyuşmadı. Özellikle geçtiğimiz sezon tarihinin en kaliteli kadrosunu kuran Galatasaray 3 kulvarda hüsrana uğradı. Başarısızlıklar bir yana Rijkaard'ın kötü gidişatta oyuncuları ateşe atan tutumu hep eleştirildi. Artık Türkiye'ye alıştı başarılı olacak diyen yönetim yeni sezona da Rijkaard'la girdi ancak 8 hafta sonunda aynı yönetim Rijkaard'a kapıyı gösterdi. Rijkaard geçen sezon tüm olumlu şartlara karşın takıma hiçbir katkı sağlayamayarak başarısız oldu. Galatasaray yönetimi yeni sezona Rijkaard'la girmemeliydi. Bu bir tercihti. Kariyerinde Hollanda ve Barcelona olan bir hocaya güvendiler ve yeni sezona da onla başladılar. Ancak 8.hafta Rijkaard'a arkandayız diyenlerin artık git demesi bu tercihi yönetimsel bir hataya dönüştürdü.
Dere geçerken at değiştirilmez ama her şey çok ters gitti ve değişim kaçınılmaz oldu. Peki bu değişimi geçmişteki kısır döngüyle mi yapmak zorundaydı Galatasaray yönetimi? Gündeme gelen ilk isim yine Fatih Terim oldu. Fatih Terim gibi başarılı bir hoca milli takım ve Galatasaray'ın can simidi olmamalı. Terim, yönetimin teklifini reddederek herkesi şaşırttı. İyi de yaptı. Kendi kurmadığı bir takıma 8.haftada gelip daha önceden sıkıntılı maçlar yaşadığı Fenerbahçe derbisi önünde start vermesi çok cazip bir teklif sayılmaz.
Yönetimin ikinci tercihi şaşırtıcı bir şekilde Hagi oldu. İyi futbolcudan iyi hoca olmaz tezine örnek teşkil eden bir başka isimdi Hagi. Galatasaray'daki ilk teknik direktörlük deneyiminde başarılı olamamıştı. Şimdi neye dayanarak takımın başına getirildi gerçekten de ilginç. Galatasaray'ın kadrosu gayet iyi olduğu için Hagi takım kurmakta fazla zorlanmayacak ancak hocalık vasıflarını bu sefer ortaya koymak zorunda. Hagi bugün Türkiye'ye gelecek ve derbide takımın başında olacak. Galatasaray yönetimi takımın başına yanlış bir zamanda yanlış bir isim getiriyor. Anlaşma 1.5 yıllık ancak Galatasaray-Hagi beraberliğinin bu kadar uzun süreceğini sanmıyorum. 2.5 yıllık sözleşme isteyen Hagi'ye 1.5 yıllık sözleşme teklif edilmesi yönetimin uzun vadeli çözümden çok günü kurtarmanın derdine düştüğünün işaretidir.
9 Ekim 2010 Cumartesi
Almanya:3 - Türkiye:0
Bütün hafta maçtan ziyade Mesut Özil konuşuldu. Kaçan balık büyük olur hesabı iç geçirildi, bazıları da Mesut'un tercihini eleştirdi. Mesut şüphesiz çok iyi bir oyuncu ancak bir Maradona değil. Oynadığı takıma tek başına sınıf atlatamaz. Takım oyununu makine gibi oynayan Almanya'nın bir dişlisi Mesut. Bizim milli takımımızda Almanya'daki görüntüsünü çizmesi çok zor. Bizse elimizdeki değerleri konuşacağımıza hala Mesut'u nasıl kaçırmışız onu konuşuyoruz. Devşirme oyuncularımızdan Hamit Altıntop dışında kim katkı verdi ki bu takıma? Aurelio, Nuri Şahin, Halil Altıntop, Mevlüt Erdinç..Hangisi Almanya'daki Khedira, Podolski gibi katkı sağladı? Hangisi milli takımda Hamit gibi tutunabildi? Merak ediyorum kariyerinde hiçbir önemli başarısı olmayan Halil Altıntop'a kim bu kadar şans tanır bizden başka? Mesela Umut Bulut'tan ne fazlası var bu adamın? Dünkü maçta halini gördük daha önce de gördük fırsat harcamada üstüne yok.
İyi kaleci kötü gol yer derler ancak Fenerbahçe'nin, milli takımın yıllardır kalesini koruyan Volkan Demirel'in dünkü yediği gollere bahane olmuyor bu deyiş çünkü bu tip golleri çok sık yiyor. Kaleci demişken Sinan Bolat milli takıma çağrılmayınca menajeri davet gelmesi halinde oyuncunun Belçika için oynayabileceğini açıkladı. Sinan iyi bir kaleci en azından kadrodaki Hakan Arıkan'dan daha iyi, sonra yine elimizden kaçırdık denmesin de.
Spor yazarları Hiddink'i ligteki maçlara gitmediği için eleştiriyor. Kadro seçimi bu eleştirileri haklı çıkarıyor. Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da 11'de oynayan Mehmet Topal kadroda yok. Aurelio, Selçuk gibi formsuz isimler kadroda var enteresan. Yine formda ve düzenli olarak 11'de oynayan Volkan Şen'i de kadroda göremiyoruz. Milli takımımız form düzeyinden ziyade daha önceden tanınan bilinen oyuncuların seçilmesiyle kuruluyor. Madem böyle olacaktı, kadroda bir revizyon, yenilik, gençleştirme yapılmayacaktı niye dünyanın parası Hiddink'e verildi. Bunu Oğuz Çetin de yapabilirdi. Hiddink ismi beklentilerimizi yükseltti ama madem bu oyuna bu kadroya kanaatkar olacaktık niye yerli bir teknik direktörümüze kendini gösterme şansı vermedik Almanya'nın Löw'e verdiği gibi?
İyi kaleci kötü gol yer derler ancak Fenerbahçe'nin, milli takımın yıllardır kalesini koruyan Volkan Demirel'in dünkü yediği gollere bahane olmuyor bu deyiş çünkü bu tip golleri çok sık yiyor. Kaleci demişken Sinan Bolat milli takıma çağrılmayınca menajeri davet gelmesi halinde oyuncunun Belçika için oynayabileceğini açıkladı. Sinan iyi bir kaleci en azından kadrodaki Hakan Arıkan'dan daha iyi, sonra yine elimizden kaçırdık denmesin de.
Spor yazarları Hiddink'i ligteki maçlara gitmediği için eleştiriyor. Kadro seçimi bu eleştirileri haklı çıkarıyor. Şampiyonlar Ligi ve La Liga'da 11'de oynayan Mehmet Topal kadroda yok. Aurelio, Selçuk gibi formsuz isimler kadroda var enteresan. Yine formda ve düzenli olarak 11'de oynayan Volkan Şen'i de kadroda göremiyoruz. Milli takımımız form düzeyinden ziyade daha önceden tanınan bilinen oyuncuların seçilmesiyle kuruluyor. Madem böyle olacaktı, kadroda bir revizyon, yenilik, gençleştirme yapılmayacaktı niye dünyanın parası Hiddink'e verildi. Bunu Oğuz Çetin de yapabilirdi. Hiddink ismi beklentilerimizi yükseltti ama madem bu oyuna bu kadroya kanaatkar olacaktık niye yerli bir teknik direktörümüze kendini gösterme şansı vermedik Almanya'nın Löw'e verdiği gibi?
4 Ekim 2010 Pazartesi
Şanssız Ben Arfa
Newcastle United formasını giymek için yaz döneminde kulübü Marsilya'ya rest çekmişti Fransız futbolunun genç yıldızlarından Hatem Ben Arfa. Gerekirse antrenmanlara çıkmayacağını hatta bir yıl futbol oynamamayı bile göze aldığını söylemişti. Akabinde Marsilya ne kadar kadrosunda tutmaya çalışsa da sonunda dayanamayıp Ben Arfa'yı Newcastle'a kiralamak zorunda kalmıştı. Hayat ilginç işte, dün Manchester City deplasmanında 7.dakikada De Jong'un müdahalesi ile Ben Arfa'nın ayağı kırıldı. Ben Arfa henüz 4 kez formasını giydiği Newcastle formasından bir süre uzak kalacak. Marsilyalıların ahı mı tuttu ne?
25 Eylül 2010 Cumartesi
Kim Ayırdı Sevenleri
Tek forvetin şimdikinin aksine moda olmadığı dönemlerdi. 90'ların son yılları Madrid'te herkesin dikkatini çeken bir ikili vardı: Raul Gonzalez ve Fernando Morientes. Morientes Real Madrid'e Zaragoza'dan gelmişti, Raul ise altyapıdan yükseleli birkaç sene olmuştu. 97/98 sezonunda bu gençler Real Madrid'in hücum hattını Predrag Mijatovic ve Davor Suker gibi önemli oyunculardan yavaş yavaş devralıyorlardı.
Yıllarca beraber oynadılar sayısız başarı elde ettiler birlikte kupalar kaldırdılar. Real Madrid'e duyduğum sempatide Raul - Morientes ikilisinin büyük payı vardır. Bu ikiliyi diğerlerinden ayıran profosyonel ilişkilerinin yanında aralarında sıkı bir dostluğun varlığıydı. Golcülerin egosu yüksek olur ama Raul'la Morientes'i izlerken kendi attıkları goller yanında birbirlerine yaptıkları harika assistlerle attırdıkları goller bu egoya hiçbir zaman esir olmadıklarının da göstergesiydi. Adeta kardeş gibiydiler biri gol atınca diğeri de en az kendisi atmış kadar sevinirdi.
Yıllarca beraber oynadılar sayısız başarı elde ettiler birlikte kupalar kaldırdılar. Real Madrid'e duyduğum sempatide Raul - Morientes ikilisinin büyük payı vardır. Bu ikiliyi diğerlerinden ayıran profosyonel ilişkilerinin yanında aralarında sıkı bir dostluğun varlığıydı. Golcülerin egosu yüksek olur ama Raul'la Morientes'i izlerken kendi attıkları goller yanında birbirlerine yaptıkları harika assistlerle attırdıkları goller bu egoya hiçbir zaman esir olmadıklarının da göstergesiydi. Adeta kardeş gibiydiler biri gol atınca diğeri de en az kendisi atmış kadar sevinirdi.
Birbirlerine hep kol kanat gerdiler. Ancak bu başarılı ikiliye asıl kol kanat germesi gereken Başkan Florentino Perez bunu yapmadı. 2002'de Ronaldo'nun transferi ile bu efsane ikili bozuldu. Morientes'in yerini Ronaldo aldı ya da yüksek maliyetiyle almak zorundaydı. Raul da Morientes de mütevazı oyuncuydular. Los Galacticos projesinde Real Madrid forvetinde iki mütevazı isim fazla gelmiş olacak ki neşteri Morientes yedi. Forma şansı iyice azalınca 2003'te Monaco'ya kiralandı o sezon Monaco'da harikalar yarattı şampiyonlar liginde 9 gol atarak takımını finale kadar taşıdı. Bu performans üzerine eldeki değerin ancak farkına varan yönetim yeni sezonda onu geri çağırdı. Ancak Morientes'in geldiği takım eski Real Madrid değildi. Büyük paralar harcanıp forvete Owen transfer edilmişti. Böyle olunca yine forma şansı bulamadı ve sezonun ikinci yarısı Liverpool'a gitti ve Real Madrid serüveni sona ermiş oldu. Ronaldo, Owen, Eto'o , Van Nistelrooy , Robinho, Higuain iyi oyuncular da olsalar ikili olarak hiçbiri Raul'la Morientes'in yakaladığı uyumu yakalayamadı. Sahada ne yapacaklarını birbirlerinin nefes alışlarına kadar ezberlemişlerdi. Bugün Raul Schalke'de, Morientes ise 34 yaşında futbolu bıraktı. Real Madrid'in bu efsane ikilisini en olgun dönemlerinde keşke ayırmasalardı da bir iki sezon daha onları yan yana izleyebilseydik. Tanju Okan & Nilüfer - Kim Ayırdı Sevenleri şarkısındaki gibi sormak lazım ''Kim Ayırdı Sevenleri'' diye ben flaş transfer yapma adına Florentino Perez diyorum ama şarkı yine cevap veriyor: ''Biz Evet, Evet Biz Kendimiz''. Belki de çoğu zaman takımı için önemli ama mütevazı oyuncuların fonksiyonunu görmezden gelip sırf ismi için yıldız oyuncu alınsın diye tutturan taraftar bakış açısıdır asıl sebep Morientes gibilerin harcanmasına.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




































